donderdag 20 maart 2008

Merîh Nergîs

Sinoplu filozof Diogenes, güpegündüz elinde fenerle Atina sokaklarında insanlar arar ve bulamadığını söyler. Elbette Diogenes’in bu yaptığına çoğu kişi delilik damgası yapıştırabilir pekâlâ; oysa filozof Diogenes’in söylediği ironidir sadece. İnsanı bulmak için nereye bakacağız peki? Körleşen bir dünyada insanı aramaya, gecenin gündüze “hayır” dediği yerde başladım.(A) ve ilk kez hayır deyip, evcilleşmeyen ilk ayrılığı, Lilith’i gördüm. Aşağıdaki diyalog İbrani mitolojisine göre, Adam ile ilk eşi Lilith arasında geçer: “Tanrı ilk insanı yarattığında şöyle konuştu: ‘Erkeğin yalnız olması iyi bir şey değil.’ Ve ona topraktan bir eş yarattı adı Lilith olan. Kısa süre sonra birbirleriyle kavga etmeye başladılar. Lilith : Ben senin altında yatmak istemiyorum.Adam : Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum; çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.Lilith : İkimiz de eşitiz; çünkü ikimizde topraktan yaratıldık.(Ve her ikisi de birbirlerini anlamayı reddettiler.)Adam : Dünyanın tanrısı, bana verdiğin kadın benden kaçtı.(Tanrı, Lilith’in peşinden meleklerini gönderir ve Adam’a şöyle seslenir.)Tanrı : Geri dönmek istediği takdirde, tamam; şayet istemezse her gün yüz oğlunun ölümüne şahit olmayı göze almalıdır.”(1)Yaşama ve egemen düşüncelere karşı ilk “hayır” burada söylendi. “Hayır”ı söyleyen kadındı ve kadın kimi mitolojilerde kötülük olarak görüldü. Belki de elinde taşıdığı kutuya umudu hapsedip, zamanla bunu neştere çevirdiği içindi. Hesiodos, “İşler ve Günler” adlı eserinde kadının yaratılışını tanrıların insanlara verdiği ceza olarak yazar: “Eskiden insanoğulları bu dünyada dertlerden, kaygılardan uzak yaşarlardı, bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları. Pandora kutunun kapağını açınca, dağıttı insanlara acıları, dertleri. Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık kapağı açınca dert kutusundan. Umut tam çıkacakken Pandora kapamıştı kapağı, böyle istemişti Bulutlar devşiren Zeus. O gün bugündür insanların başı dertte.” (2) Pandora, bütün tanrıların armağanı demek, Olympos’un tanrıları, insanların başına bela etmek için yaratmış onu. Eline verdiği kutuya da umudu hapsetmiş tanrılar. Sanırım bunun için Nietzsche, “Umut işkenceyi uzatır.” Diyor; ama umut kutuda kalmasaydı, yaşama ne kadar katlanabilirdik ki? Lut peygamberin karısı tanrıya karşı geldi, dönüp yerle bir olan Sodom-Gomora’ya son kez baktı, buna sinirlenen tanrı ise onu tuzdan heykele çevirdi. Zamanla kadının bu başkaldırısını kırmak için “dönüp bakarsam, taş olayım” deyimi işlendi belleklere, bu deyim daha sonra korkuya dönüşerek Sodomist kültürden(B) beslen nihilizmin de ilkesi haline geldi.Dante Alighieri “İlahi Komedya”da, cehennemin kapısında Latin şairi Virgilius ile karşılaşır, cehennemi ve Araf’ı Latin şairle dolaşır(C). Araf’ta ilham perisi Beatirce’i beklerken, şöyle seslenir. “Dedim ki; ben o kişiyim ki, sevda esin verince kaleme sarılırım, onun yüreğime yazdıklarını aktarırım.”(3) İlk çöküşle Aden bahçesinden kovulan kadın, Gomora da tuzdan heykele dönüşmüştü ve ilk kez yurdundan kovulan bu kadını Dante kendi yurduna geri götürdü.Şiddet ve korkuyu elinde tutan erkeğe ise Araf’ta bekleyip cehennemde dolaşmaktan başka çare kalmadı. Kutuda unutulan umudun peşine düşen erkek, şiddete her başvurduğunda taşlaştığını hiç fark etmedi. F.Kafka ise, sevgiyi neştere benzetiyor: “Bak Milena, en çok seni seviyorum diyorum; ama gerçek sevgi bu değil belki, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.” (4)Kadın, İbrani mitolojisinde evcilleşmeyen ayrılık, Antik Grek’te ceza, Aden`de yalnızlık, Sodom- Gomora diyarında tuzdan heykeldi. Her yerde tanrının öfkesiyle sınanıp, gazaba uğrayan Eyüp sabrı(D) ve meçhule giden gemilerin içinde evcilleşmeyen umuttu, onlardı yalnız ve üşüyen ruhlarını, sonsuz sevişmelerle örs tezgâhına bırakıp giden. Her ilişkinin doğasında, ontik bir yalnızlık vardır. Bir de, her ilişkinin bir “akıl çağ“ı, bir “yaşanmayan zaman“ı, bir de “yıkılış zaman”ı vardır(E). Cennetti, Arafı ve Cehennemi vardır. Bu süreç hiç değişmez. Belki de insan olmayı olanaklı kılan da bu üçlemedir. Bu üçlemeler ise, ruhumuzun ve bedenimizin kopmaz parçalarıdır. Bunlardan hangisinde yaşamayı seçeceğimize biz karar veriyoruz, ya cehennemi ya Araf’ı ya da cennetti seçiyoruz.Kafka, sevgiyi neşter yapıp onunla damarlarını kanatıyor. Nietzsche, umudu işkence gibi yaşıyor. Her ilişkimizde karşılıklı kaybolmayı da karşımızdakinin yüreğini neşterle deşip orda değer harcamayı da biz seçiyoruz. Bazen, elli tetik çekenlerin, yanlarında yatan sıcak bedene dokunduklarında o elin ve o sıcak bedenin, neler hissettiğini çok merak ediyorum doğrusu. Acaba o sıcak beden biliyor mudur ki o elin bir zamanlar vahşet saçtığını ve şimdiyse neşter gibi ruhunu delmeye geldiğini. Biliyorum ne tetik çekenler ne de tetik çekmeye gidenlerin dünyasında bu sorular hiç olmadı ve belki de hiç olmayacak; ama biliyorum, belleği olsaydı utanırdı o el ve lanetlerdi kendini taşıyan o katil ruhu.Kaldırımlara, günbatımına, yıldızlara ruhlarını gömenler: Gelin uçuruma bir daha atlayın. Yanınıza aşkı, cesareti, bir de sevgilinizin sıcak bedenini alın. Ölüm anında, yeryüzünde kalan bilincin haykırışına da kulak verin. “Ben Şindar’ım.(F) Timur’u, İskender’i gördüm. Asırlarca bağrımı deşti hain pusular, kardeş katilleri. Kabil yurdunu arar, bağrı kanla deşilmemiş topraklarda kaybolmak ister. Yusuf kör bir kuyu değildir ruhumda. Bir zamanlar mağaraydım. Zerdüşt’ün yurduydum. Güneşin doğusundan gelip, batıda yarım kalan bir dünyanın içinde, taş olmak isteyen ne çok çığlıklar var hâlâ, Dili çalınan, mutfağı tarumar edilen, renkleri kaybolan, biliyorum sizdiniz Mezopotamya’dan sürülen, Anadolu’da, Kaf dağına zincirlenen. İnsan bir serüvendir bunu unutmayın. Ararat’a bakın, orda kaldı son kalıntılarınız. Dicle olun, Fırat olun; çünkü kalbiniz Aden’dir hâlâ Ve kadınlar: Baskıdan yeni çıkmış kitap kokusudur, ilkbaharda yaprak yeşili, sonbaharda kızıla boyalı düşleriyle İbrani’de evcilleşmeyen ayrılık, Grek’te ceza, Aden’de yalnızlık, Gomora ülkesinde tuzdan heykel; ama onlar olmadan da dünya hiç dönmedi. Merih NergisDip Notlar: A. Gece, Arapçada laila demek, sanırım laila kelimesi Lilith’ten geliyor. Çin mistisizminde ise yaşam gücü olan Chi, iki enerji akımı olan Yang ve Yin’den oluşur. Yang erkeği, yani gündüzü, Yin ise geceyi temsil eder. Ölüm ve yaşam, pozitif ve negatif gibi.B. Batı düşüncesi ilk düşüşü Adam’ın cennetten kovulmasıyla başlatır. Sodomist Kültürün ise bu düşüşün en uç noktası olduğuna inanıyorum. Kitabı Mukaddes’te Sodom-Gomora halkının yaşam tarzı. C. İlahi Komedya’da Latin şairi Virgilius, İsa’dan önce yaşadığı için cennetti görmekten mahrum bırakılmıştır. Dante Tarafından. D. Eyüp Peygamber, tanrının üzerine gönderdiği bütün felaketlere ve acılara sebatla katlanarak yazgısını yenmiştir.E. J.P.Sartre, “Özgürlüğün Yolları” adlı üçlemesinde kahramanı Methiue’nun üç zamanını anlatır. Akıl çağını, yaşanmayan zamanını ve yıkılışını. F. Şindar mağarası, Mezopotamya’nın kuzey doğusunda yer alır. Rivayete göre 44.000 yıl önce, bir kış gecesi yedi kişilik bir aile bu mağaraya sığınır. Mağaralar bilgelerin ve peygamberlerin transa geçip vahdeti vücut’a, nirvanaya ulaştıkları yerdir aynı zamanda da kadınların rahmini simgelediğine inanılır. Kaynaklar: 1-Vera Zingsem, “Lilith”, İlya İzmir Yayınevi.2-Hesiodos, “İşler ve Günler”3-Dante Alighieri, “İlahi Komedya”4-F. Kafka, “Milena’ya Mektuplar”

Geen opmerkingen: